banner80

Dünya’nın en büyük korosunu yöneten adam

Dünyanın en büyük korosunu yöneten Amigo Orhan “Orhan Erpek” ile yıllar sonra sohbet ettik. Eskişehirspor’u ve yıkılan Atatürk Stadyumunu konuştuk. 1965-70 yılları arasındaki yaşanan tarihi başarıları ve kulübün nasıl yönetildiğini anlattı. “Eskişehir halkı çok büyük fedakârlık gösterdi. Zaten fedakârlıklar olmasa bu işler olamazdı” dedi.

Dünya’nın en büyük korosunu yöneten adam

Dünyanın en büyük korosunu yöneten Amigo Orhan “Orhan Erpek” ile yıllar sonra sohbet ettik. Eskişehirspor’u ve yıkılan Atatürk Stadyumunu konuştuk. 1965-70 yılları arasındaki yaşanan tarihi başarıları ve kulübün nasıl yönetildiğini anlattı. “Eskişehir halkı çok büyük fedakârlık gösterdi. Zaten fedakârlıklar olmasa bu işler olamazdı” dedi.

29 Aralık 2018 Cumartesi 17:41
Dünya’nın en büyük korosunu yöneten adam
banner100

1965-1070 yılları arasında Dünya’nın en büyük korusunu yöneten “Amigo OrhanOrhan Erpek ile Eskişehirspor’un nasıl kurulduğunu, nasıl başarılı olduğunu ve nasıl yönetildiğini konuştuk. Bu bir röportaj değil. Zaten kendisi de soru cevap şeklinde olmasını istemedi. Orhan Erpek anlattı, ben kısa kısa notlar aldım. 
Kendisiyle Adalar’daki evinin altında bir kafe de buluştuk. Çaylarımızı yudumlarken anlatmaya başladı.
 

“KUVAYİ MİLLİYE RUHU VARDI”
Eskişehir, İstiklâl Harbi'nin önemli kentlerinden biri, İnönü İlçesi Batı Cephesi'nin merkezi. Bu konumun, 1960'larda yaşayan gençlerin içinde hâlâ Kuvayı Milliye ruhunu taşımasını sağladı. 
İşin özü 1961 Anayasa’sı benim kuşağımı ve benden öncekileri çok etkiledi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en özgür anayasasıydı. Düşünce serbest, bütün uluslararası kapılar açılmıştı. Bütün kitaplar girdi. Bizim kuşak 1961 Anayasa’sının verdiği o özgürlük ortamıyla yoğruldu. Ondan önce Battalgazi, Nasrettin Hoca felsefesiyle büyüyorduk. 1960’dan sonra dünyayı tanıdık. Türk halkı Dünyadaki sistemlerle tanıştı. Bunun da öncüsü 61 Anayasası oldu. Bu kültür bizi de etkilemişti. Dünyayla tanışma, dünyayı tanıma kültürü. Eskişehirspor finans harcamasında Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe'yi o dönemde sollamış, müthiş bir kadro oluşturmuştu. Sacayağının üçüncü parçası ise Eskişehir halkıydı. Bütün Eskişehir neyi var neyi yoksa verdi o dönemde. Ben buna Kuvayı Milliye ruhu diyorum. Bütün şehir tüm varlığıyla katkı sağladı. Parası olan parasıyla, gücü olan gücüyle, kimisi camilerde, hastalar da yattıkları yerde dualarıyla katkı yapıyordu. Bu düzeyde bir kitle hareketi o gün bugün yaşanmadı. Çünkü ortada çıkar diye bir şey yoktu. Herkes Eskişehir için çalışıyordu. Türkiye'nin en iyi futbolcularını aldık. Abdullah Gegiç gibi çok büyük bir hocayı takımın başına getirdik. Sadece şehir merkeziyle değil, ilçeleri ve köyleriyle de kenetlenip mücadeleye başladık. Hep beraber yaptık. Ben tek başıma ne yapabilirim? Hepimiz aynı felsefenin peşinde koşarak, birleşerek yaptık. Bizim zamanımızda imkânlar dardı. Motosikletle İstanbul’a gidiyorlardı. Deplasman maçlarına parası olmayanlar öyle gidiyordu. Parası olanlar arada bir otobüs tutuyordu. Eskişehir halkı çok büyük fedakârlık gösterdi. Zaten fedakârlıklar olmasa bu işler olamazdı.” 
 

“İSTANBUL ANADOLUYA TEPEDEN BAKIYORDU”
Orhan Erpek, Eskişehirspor'un bir amaç değil aslında bir araç olduğu görüşünde. Önemli olanın bir kentin ayaklanması ve kendini ortaya koyması olduğunu, bu hedefe yürürken öne çıkan markanın da Eskişehirspor olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:
"İstanbul'un hegemonyasını sarsmak, Eskişehir'i Türkiye'ye tanıtmak için, şehir sevgisinden ve halkın spora yatkınlığından yola çıkarak bu işi organize ettik. Bütün şehir Eskişehirspor'la ilgileniyordu. Hep birlikte hareket edersek, buradan büyük bir gücün doğacağını düşünerek kollarımızı sıvadık. Bütün şehir bu organizasyona tüm varlığı ve gücüyle iştirak etti. Zengini, fakiri, kapitalisti, işçisi, sağcısı, solcusuyla tam bir kenetlenme oldu. Bizim kuşak Kuvayı Milliye ruhunun son kuşağıdır ve oradan da gelen ruhla, hepimiz Eskişehir için mücadele ettik. Bu sportif bir isyan, bir başkaldırı hareketiydi. İstanbul çünkü Anadolu’ya yukarıdan bakıyordu. İstanbul’dan sonrasını Kars’a, Van’a kadar taşra, köylü olarak görüyorlardı. Bizim felsefemizin amacı buydu. Hegemonyaya karşı, futbol diktatörlüğüne karşı başkaldırıdır. Bu başkaldırıyı zafere ulaştırmamız için hepimizin Kuvayı Milliye ruhu ve Anadolu imece felsefesiyle kenetlendik. Birleşmemiz lazımdı. Bu birliktelikle bu iş oldu. Tek amaç Eskişehir'di. Ve hegemonyayı sarstık. Amacımıza ulaşmakta yüzde 95 başarılı olduk. İki kupa aldık, üçüncü kupayı da son anda kaybettik."

"Futbolun üç sacayağı var” 
Eskişehirspor'un o dönemdeki şahlanışının anahtarı neydi peki? Nasıl olmuştu da o güne kadar adı-sanı duyulmamış bir şehrin takımı, Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın, Galatasaray'ın gölgesinden sıyrılıp Kırmızı Şimşeklere dönüşmüştü? Bu soruların cevabını ise şöyle verdi:
"Futbolun üç sacayağı vardır. Finans, işletme ve kitlesel destek. Eskişehir'in en güçlü ailelerinden Yalçın Kılıçoğlu bu finansı kulübe sağladı. Ailenin CEO'su Murat İnce'yi de kulübe başkan yaptı ve işletmeyi mükemmel hale getirdi. Bu finansı Yalçın Kılıçoğlu sağladı. Kulübün başına da ailenin CEO’su Murat İnce’yi oturttu, yönetim ona aitti. Profesyonelce yönetildik. Bugünkü gibi amatörce değil. 1965’te profesyonelce yönetildik. Bugün daha Türkiye’ye gelmedi bu profesyonellik. Türkiye’ye yeni yeni geliyor. Ali Koç ne yaptı? Getirdi profesyonellerini aynı fabrika yönetir gibi. Biz bunu 50 yıl önce yaptık. Bunu yapan da Yalçın Kılıçoğlu. 1965'te kurulan takım 1971 yılına kadar fırtına gibi esti ve Anadolu'da futbolun var olduğunu kanıtladı herkese. Bugünkü duruma nasıl geldik diye sorarsanız cevabı şu: Kuruluş yıllarında iyi bir profesyonel işletmeci, fabrika müdürü Murat İnce vardı kulübün başında. İki kupayı biz aldık, şampiyon Galatasaray oldu. Kulüp, sponsorunu bir trafik kazasında kaybedince de her şey bitti. Çünkü kulüp kurumsallaşamamıştı.” 
-Tribünleri bıraktınız, bir küskünlük mü yoksa bir eylem miydi bu?
48 senedir futbol maçlarına gitmiyorum. Statların yanından bile geçmiyorum. 5 yıl sürdü bu çaba. Sonra kendim istedim ve çekildim. Futbol dünyasını, basını tanıdım. Bulmacayı tamamen çözdükten sonra, herkesin kişisel oynadığını anlayınca da çekildim. Küstü diyorlar. Küsmedim, eylem olarak çekildim.
 

“Kulüp kurumsallaşamadı”
“Bugünkü gibi küfür asla yoktu. Bireysel olarak olurdu ama koro halinde değil. Bugün hakeme söylenenler o gün de bireysel olarak söylenirdi ama durdururduk” diyen Orhan Erpek (Amigo Orhan) konuşmasına şöyle devam etti:
“Benim bu işe girerken görüşüm, tribünlerin amatörce bir sanat yapmaları gerektiğiydi. Kendi şovu olmalıydı ve sportmen olmalıydı. Bugün bakıyorum TV'de bayanlar da küfür ediyor. Tam bir dejenerasyon. Maganda çağına girdik. Acayip bir kültür oluştu bugün, sanatta, sporda, siyasette her alanda magandalık ve ilkesizlik hâkim. Aslında ülkeyi fanatizm yönetiyor. Gelelim Eskişehir'e. Bunca çabaya rağmen şampiyonluk gelmedi. Her şey ekonomiye, kurumsallaşmaya dayanıyor. Zaten o başarıları da getiren para oldu. 1965 yılında en büyük transfer harcamasını biz yapmıştık. Kılıçoğlu Kiremit Fabrikaları'nın sahibinin oğlu Yalçın Kılıçoğlu sponsoruydu takımın. 6-7 yıldız transfer etti. Nuri, Vahap, Mümin, Ender, Koko Burhan. Gegiç'i de Fenerbahçe'den aldılar. Ve en önemlisi iyi bir profesyonel işletmeci, fabrika müdürü Murat İnce vardı kulübün başında. İki kupayı biz aldık, şampiyon Galatasaray oldu. Kulüp, sponsorunu bir trafik kazasında kaybedince de her şey bitti. Çünkü kulüp kurumsallaşamamıştı.

“Bizler misyonumuzu tamamladık” 
Eskişehirspor'un Anadolu yıldızı olduğu dönemlerde ün salan unutulmaz Amigo Orhan (Orhan Erpek).  
“Neden maçlara gitmiyorsun?” diye soranlara şöyle yanıt veriyormuş:
"Bizler misyonumuzu tamamladık. Sağlığım uygun değil. Benim kuşağım Anadolu futbol devrimini gerçekleştirdi. Şimdi görev günümüz kuşağı ve gelecek kuşaklarda. Gelecek kuşaklarda Eskişehirspor’u sonsuza kadar yaşatmalıdırlar. 80 yaşındayım, bu heyecanı taşıyacak güçte değilim. Aslında deli gönlüm istiyor ama sağlığım buna izin vermiyor. Çoğu zaman maçları bile izlerken heyecana kapılınca izlemekten kaçınıyorum. Zor süreçten geçtiğimizi biliyorum. Siyah kırmızılı renklere gönülden başarı diliyorum. Elbet içinde bulunulan duruma üzülüyorum. Dilim varmıyor ama…"
 

“STADIN YIKILMASI BENİ DE YIKTI”
Orhan Erpek içerisinde acı ve tatlı birçok anıları olan Atatürk Stadyumu’nun yıkılmasından çok büyük üzüntü duyuyor ve şunları söylüyor: 
“Stadın yıkılması bende yıkım yarattı, beni de yıktı. Yıkılabilirdi, yıkılmasına karşı değilim. Yenisi aynı yere yapılabilirdi. Yani orayı yaşatmamız lazımdı. Gelecek kuşaklara ‘bakın buradan böyle böyle tarihler geçti’ demeliydik. Osmanlı tarihi nasıl devre devre anlatılıyor, yazılıyor. Bu da bir tarihti. Yazılması, aktarılması gerekirdi. Futbolda devrimi yapan, başarıyı sağlayan bir şehir olarak oranın restore edilerek veyahut yeniden yapılarak yaşatılması lazımdı. Çok büyük hata yapıldı orayı yok etmekle. Artık orası ebediyen unutulacak. Birkaç kuşak sonra kim hatırlayacak orayı? Belki birkaç kuşağa bile kalmaz. Hem Eskişehirspor’un tarihi, hem Eskişehirspor’dan önceki tarihler yaşatılabilirdi. Bunlar şehrin tarihiydi, gurur kaynaklarıydı.“
Orhan Erpek 80 yaşında. Son derece dinç ve sağlıklı. Futbol sahalarından elini eteğini uzun yıllar önce çekse bile gerçek bir spor adamı. Sanki koskoca bir şehri harekete geçiren ve bir kitle ihtilâlinin liderliğini yapan adam değilmiş gibi, son derece mütevazı bir hayat onunkisi.

Son Güncelleme: 30.12.2018 01:38
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner75

banner96